Bilindiği gibi, genellikle Hıristiyan milletler bayraklarına Hac şeklinde semboller yer almaktadır.Müslüman milletlerde ise Hilal görünmektedir.Haç’ın anlamı Hazreti İsa (a.s.)’nın çarmıha gerilerek haç şeklinde şehit edildiğine inandıkları için Hıristiyanlar onu sembol olarak alırlar.Peki ya Hilal? Müslümanlarca sembol olarak kabul edildiğini biliyoruz.
Ancak bunun sembolik değeri nereden gelmektedir? Dolunay(Bedir) ayın ondördüncü gecesindeki haliyle daha parlak olmasına rağmen niçin ayın en az ışık verdiği yay şeklindeki zayıf şekil sembol almıştır? İşte burada Hilal’in gücü burada çıkmaktadır.Çünkü Hilal, Haç gibi doğrudan şekil alarak alınsaydı dolunay kullanmak daha uygun olurdu.Halbuki “HİLAL” şekli dolayısıyla değil, ismi dolayısıyla sembol olmuştur.Bu anlamı da “Allah (c.c)” isminden alınmıştır.Bilindiği gibi Arap ça aslında Hilal kelimesinde ; 1 “HE” ,1 “LAM” , 1 “ELİF” ve yine 1 “LAM” harfleri bulunmaktadır.Yani 1 “HE” , 1 “ELİF” ve 2 tane “LAM” bulunmaktadır.Bu harflerin ebced hesabıyla rakam değeri de: Toplam olarak= 99 Allah (c.c) kelimesinde yine bir “ELİF” , iki “LAM” ve bir “HE” ile yazılmaktadır.Bu harflerinde değeri yine ebced hesabı ile toplandığında yine 99 rakamını verir.Her iki kelimede harfler değişmediği için rakam değerleri de değişmiyor.Yani Hilal yazarkenAllah (c.c) isminin harflerini kullanıyoruz,99’da eEsma-ul Hüsna’yı temsil eder.Öyleysebu iki kelimeyi bilhassa sembolik olarak birbi rinin yerine kullanmak mümkündür.O halde bayrak üzerine Allah(c.c) yazacak yerde aynen ismin eş değerlisi olan Hilali koymak hem anlamlı, hem inançlarımıza daha uygundur. Çünkü inancımıza göre “Allah (c.c.)” ı sembol olarak ile ifade etmek mümkün değildir. Aksi halde putperestlerin düştüğü hatayı tekrarlamış oluruz.Bu sakıncadan dolayı Allah(c.c.) ‘ın zatı ve ismi temzih edilerek , o ismin harf ve Ebcedi bakımından eş değerlisi olan “Hilal” sembol yapılmıştır. Mademki sembolik anlam taşıyacaktır. O halde Hilal yazmaktansa o Hilalin şeklini yapmak arasında hiç fark yoktur aksine sembol olarak Hilal şekli daha uygun daha anlamlıdır. Böylece Hilalin , sembol olarak seçilmesinde şu mantık sisilesi görülmektedir.Allah(c.c) ‘a Hilal (isim)a Hilal (şekil) Allah(c.c)’ın birliği (tevhid) inancı ve bu inancın la ilahe illAllah formulu ile ifade edilen manası böylece Hilal şeklinin İçinde sembol olarak ifadesini bulunmuştur.Bilindiği gibi bazı İslam ülkeleri bayrağında, özellikle
Suudi Arabistan doğrudan doğruya kelime-i tevhid’i yazarak sembole edilmeden bayrağına koymuştur.Ancak birtakım manaların sembol ile ifadesi, sözle ifadesinden daha derin ve anlamlıdır.Hilalin kucağındaki yıldız, Hilalde olduğunun aksine doğrudan doğruya şeklinden alınmıştır.Ancak bu şekil yine Arapça Muhammed” yazısının şeklidir.peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) efendimizin ismi yazıldığı zaman 1.“mim” in başı, “ha” harfinin dirseği, 2.”mim” in kıvrımı ve “dal” harfinin alt ve üst kanadı beş tane çıkıntı meydana getirir.ve tam bir şekli alır. Zaten İslam’ın şartları da 5 tanedir.Hilal Allah(c.c.) inancını yıldız peygambere bağlılığı dile getirir.Allah(c.c.) inancı, amentu ile bildirilen iman şartların temeli olduğu için iman esaslarının hepsi bu sembolle ifadesi bulunmuş olur.o zaman Hilal İman şartlarını yıldızda İslam ın şartlarını sembol olarak dile getirir ki ,bayraktaki bu iki sembol ay ile yıldızda İslam dini bütün yönleriyle ifade edilmiş olur.Claude Farrere dilimize “Türklerinmanevi gücü” adıyla çevrelen eserinde Hilal şekli üzerinde durarak bu şeklin Türklerin hayatında nasıl bir önem taşıdığını anlatmaya çalışır: “En mükemmel gemiler yarım ay şeklinde amiral
gemisinin etrafına sıralanmıştı.Evet Yarım ay şeklinde… Ve hilal şekli gerçekten Müslüman,gerçekten Türk olan herkesi heyecandan titretmeye yeter!…”diyerek Türk toplumunun hayatında örf ve geleneklerin ne kadar köklü biryeri olduğunu anlatır.Hilal sadece bayrağımızda değil , kandil geceleri yapılan dağıtılan ay çöreğindede götürülür.Camide ve kışladaki ders nizamıda mehter takımın nöbet vurma sırasında aldığı şekil de hep Hilal Şeklidir……………
Bayrağımızın Derin Anlamı
•Temmuz 7, 2008 • Yorum YapınFetih, Fatih Ve Fetheden Ruh
•Temmuz 7, 2008 • Yorum YapınMenkıbevi kaynaklar Sultan İkinci Mehmed’in annesi Hüma Hatun’un, oğlunu ziyarete gelişlerinde genç hükümdarın yatağının her zaman düzgün olduğunu gördüğünü ve oğlunu:”Arslanım! Yatağınızı niçin kendiniz topluyorsunuz? Bunu yapmakla vazifeli hizmetliler var. Bırakın onlar vazifelerini yapsınlar.” diye ikaz ettiğini, buna karşılık aylardır, Bizans’ın Konstantinepolisi’ni Osmanlı’nın İstanbul’u yapma hedefine kilitlenen genç serdarın da, annesine:”Canım anam! Ben o yatağa altı aydır girmedim ki!?” cevabını verdiğini yazıyorlar. Görüldüğü gibi başarı, ulaşmak istediği hedefe kilitlenmesini bilen ve bunun bedelini ödemesini göze alma yürekliliğini gösterenlerindir. Sultan Mehmed, bu çağdaki akranlarının şahsiyetlerini bile yerli yerine oturtamadığı bir yaşta, idealine odaklanıp, hedefine kilitlenerek kendisini öylesine motive etmiştir ki, bu motivasyon sonunda ona “Fatih” unvanını kazandırıp Peygamber müjdesine erdirmiştir. Peki daha hayatının baharında kazanılan bu cihan fatihliği bir anda mı olmuştur? Elbetteki hayır! Böylesi bir “fatihlik” unvanının alt yapısı çok önemlidir ve o altyapıda, daha çocukluktan beri nakış nakış işlenerek oluşturulan şu gerçekler vardır: İstanbul Fatihi Sultan İkinci Mehmed; dahi bir devlet adamı olmasının yanında, “Avni” mahlasıyla şiirler yazıp divan sahibi olacak kadar iyi bir şairdir. Kendi adına anılan kanunnameleri ortaya koyabilecek kadar iyi bir hukukçu olmasının yanında, papazlarla Hristiyanlık hususunda münazara edecek kadar teoloji bilgisine sahiptir. Yedi dil bilebilecek kadar dünya kültürlerine vukufiyetin yanında İstanbul’un fethinde kullanılan topların balistik hesaplarını bizzat yapabilecek kadar mühendislik okumuştur. İşte böylesi derin bir bilgi altyapısı, “ya devlet başa, ya kuzgun leşe” anlayışı ile birleşince karşımıza ele avuca sığmaz bir tipoloji çıkmaktadır. İdealine böylesine kilitlenen bu çok yönlü dava adamı elbetteki ıstıraplarının meyvelerini devşirmiş ve “İmtisal-i cahidü-fillah oluptur niyetim. / Din-i İslamın mücerred gayretidir gayretim.” diyerek 30 yıllık saltanatı boyunca 17 devleti tarih ve siyasi coğrafyadan silerek 2 milyon 220 bin kilometrekarelik bir enlem ve boylamda tevhidin bayrağını dalgalandırmıştır. Elbetteki bu görkemli zaferlerin en büyüğü, Napolyon’un “dünya başkenti” dediği İstanbul’un fethidir. Konstantinapol’u İslambol yapan bu fetih öylesine büyük bir fetihtir ki Bizans Tarihçisi Prens Dukas’a “Böyle bir harikayı kim gördü, kim işitti. 2. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepesine geçirdi.” dedirtmiştir. Aslında derinliğine düşünüldüğünde bu fetih, sadece bir şehrin ele geçirilmesinden çok öte birşeydir. Düşen kalelerin, yıkılan surların ardından çiçek açan din özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü ve Orta Çağ’ın çok ötesine taşan müsamahanın evrensel bir yansımasıdır. Amerikalıların hayran oldukları ünlü tarihçi Washington Irving’in ifadelerimizi pekiştiren şu satırları ibretle okunmalıdır.: ”Türk Hükümdarı Fatih, Şarki Bizans İmparatorluğu’na nihayet vermeseydi, karanlık ve koyu Orta Çağ taassubu, insanların muhayyilesini ancak gözlerin görebileceği dar bir dünya çerçevesi içinde bırakmakta devam edecekti. Ancak Rönesans’la beraberdir ki insanlar mazilerini araştırmak, dünyalarını öğrenmek ve istikbali düşünmek imkanına sahip oldular. Skolastik zincirinin kopuşu dünyayı, zamanı, mesafeyi araştırmak, metafizik ve tefekkür sahasına Rönesans’ı getirmiştir. Bunu Türklere borçluyuz.”
(iktibas: Genç dergisi)
..::ÖZGÜRLÜK TÜRKÜSÜ::..
•Temmuz 7, 2008 • Yorum YapınEzeli Nur
•Eylül 17, 2007 • Yorum YapınNurdan çehrendeki bu nikab da ne?
Güneşlere tâç giydiren ışıkken
Hep hicranla bunca yıl bunca sene
Geçmiş gidiyor.. baharlar beklerken..
Doğ ruhlara arşdan gelen bürhanla
İnlet dört bir yanı altın sadânla
Hayat üfle sihirli râyihanla
Hak adına üfül üfül eserken..
Konuş ki hatipler haddini bilsin
İlâhî nefhanla ruhlar dirilsin
Sâyende tâ zirvelere erilsin
Başlamış gökler de bunu dilerken..
Ey mukaddes Kitab ey ezelî nûr
Ey iklimi ziyâ etrafı huzûr
Son demde bir kere daha ne olur
Ağar, ışık karanlığı boğarken..
Bahar olmasa da sonbahar olsun
Cihânlar bütün âvâzınla dolsun
Yeniden nâmın her yanda duyulsun
Şu fânî ömürlerimiz biterken..
